26 Nisan 2011 Salı

Karakter Sınavı, Başarı | 81-73


Güzel bir salon Abdi İpekçi, koltuklar kırmızı, sahaya baskı etmesi kolay, bu sene oluşan sinerji de cabası. Ama bir o kadar da sancılı bir salon Abdi İpekçi. Önemi büyük olan bu salonda gerçekleşen farklı organizasyonlar, maç tarihlerimize denk geldiğinden bizi farklı salonlara, maçlar için kötü tarihlere itiyor. Bir başka örneğini Beşiktaş maçında gördük. Fenerbahçe maçında gösterilen, asla vazgeçmeyen karakterin hakkının ödeneceği karşılaşma, her şeyden önce derbi niteliği taşıyan maç pazartesi gününde oynandı. Salona gelmeden önce, bunun seyirci sayısına büyük sekte vuracağını düşünüyordum. Nitekim düşüncem de biraz olsa da haklı çıktım ama pazartesi günü, salona 6-7 bin civarı bir seyirci gelmesi müthiş bir olay, Galatasaray basketbolu adına.

Kalabalıklığın güzelliği, maç öncesi Türkiye Basketbol Federasyonu'na tepki ile daha da arttı. Isınma hareketlerin de Federasyon aleyhine tezahüratlar ile başlayan tepkiler, maç başladıktan saniyeler sonra açılan pankart ile maksimuma ulaştı. Hakaret bulunmayan, tepkinin son derece doğru bir şekilde konduğu pankart salonda yerini alıyordu, '' Birileri hakemlere bağlamış bel.. Steps yapmadan oyna Turgay Demirel ! ''. Pankartın açılmasıyla tepkiler de aynı oranda katlanıyordu. Ancak Dünya'nın hiç bir yerinde görünmeyen bir şekilde, önce açılan pankart toplatıldı, ardından da '' Federasyon istifa! '' tezahüratına anons yapıldı, iki kere. Bunun açıklaması nedir, bilemiyorum açıkçası. Hükümdarlığı artık kanıtlanmış Turgay Demirel isminin kuklası haline gelmiş hakemler, anonsun asıl nedeni olan küfürün olmadığı bir tezahürata anons yaptırması acizlikten başka bir şey değildir.



Yaşanan olayların tribünlere verdiği ateş, sahaya direk yansıyordu. Mücadele kat sayısı en yüksek noktada başlayan Galatasaray, savunmada kaptığı toplar ile kolay sayılara gitti. Maça bu kadar yüksek tempo ile girmek, ilerleyen dakikalarda dezavantaj yaratacaktı doğal olarak. Nitekim hücumda yüksek yüzde ile başlayan takımımız, aynı çizgisini devam eden bölümde gösteremedi. Buna karşılık, sezon başından beri dış atışların oyun planında önemli bir paya sahip olduğu Beşiktaş, silahını Kemp ile kullanmaya başlayınca, fark bir anda eridi. İkinci çeyreğe de Serkan Erdoğan'ın dış atış isabeti ile iyi giren Beşiktaş, skoru 24-24'te eşitliyordu. Tribünün de, takımının da ateşinin söndüğü dakikalarda ortaya hiç beklenmedik bir isim çıktı, Caner Topaloğlu. Yaptığı savunmayı bizlere alıştıran Caner, takımda baskının üst seviyeye çıktığı anda hücumda sorumluluk alarak art arda iki üçlüğün altına imzasını attı ve takıma çok önemli bir nefes aldırdı. Bu üçlükler ile başlayan seriyi 11-0'a kadar taşıyan takımımız, farkı 13 sayıya kadar çıkarmayı başardı, 40-27.  Bu dakikanın sonrasında hücumda yakaladığı tempodan uzaklaşan Galatasaray, soyunma odasına 10 sayılık fark ile gitti, 46-36.

Üçüncü periyot, takımımızın maç boyunca en etkisiz olduğu bölüm olacaktı. Savunmada dış atışlara engel olmakta zorluk çekmemizin üstüne hücumda sadece Ermal ile hareket etmemiz, ilk önce farkı eritti, ardından da geriye düşmemizi sağladı. Bu bölümde takım aklının, oyun kontrolünün elden gitmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Playoff öncesi hiç iyi bir örnek değildi bu, dersinin çıkarılması da bir o kadar mühim olacaktır takım adına. Son periyot, oyun anlamından öte karakter savaşını da ortaya koyacaktı. 5 gün önce şampiyonluk yolunda en önemli ekibe yenilmiş, kontrolü elde ettiği karşılaşmada 10 dakikalık bölümünde kaybetmiş takımımızın oyuna göstereceği reaksiyon, Playoff öncesi bizlere en net örneği gösterecekti. Final periyotunda önce oyunu dengeleyen takımımız, skoru 62'de eşitledikten sonra gerçek gücünü sahaya yansıttı. Bu gücü sahaya yansıtırken de yine Caner Topaloğlu ismi öne çıkıyordu, bunun vurgusunu özellikle yapmak gerekir. Farkı 7'ye çıkardıktan sonra geldiği faul çizgisinden isabetler ile ayrılan takımımız, sahadan galibiyet ile ayrıldı.

Maçtan sonra klasik Radoslav Rancik üçlüsü, takımın soyunma odasına gitmek istememesi, taraftar ile bütünleşmesi, Oktay Mahmuti isminin hakkının verilmesi, bizlerin tanık olmaktan duyduğu keyfi anlatabilir. Fakat dünün en güzel ve anlamlı hareketi, maçta gösterdiği performans ile takımı galibiyete taşıyan Caner Topaloğlu ismine bağırılır iken, onun takımı göstermesiydi. İşte böyle kenetlenmiş ve düzgün bir takıma sahibiz, her oyuncusu ile.

Dün bir kez daha gurur duydum Galatasaraylılığım ile, bir kez daha şeref duydum bu renklere gönül verdiğimden dolayı. Bu duyguları bize yaşatan bütün bireylere teşekkürler, gerçek Galatasaray gücünü bizlere gösterdikleri için..

24 Nisan 2011 Pazar

Sıralamanın Önemi | Galatasaray - Beşiktaş


25 Nisan 2011 20:00 / Abdi İpekçi SS

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe Ülker'e yenilen, ikincilik için sağladığı avantajı az da olsa kaybeden Galatasaray Cafe Crown, 28. hafta mücadelesinde Beşiktaş Cola Turka'yı ağırlıyor. Ergin Ataman'ın başına geçmesiyle beraber performansı artan Beşiktaş, maç eksiği ile 6. sırada yer alıyor. Ligin ilk maçında Akatlar'da Beşiktaş'ı mağlup eden takımımız, yarın galibiyet alması halinde olası Playoff eşleşmesine 1-0 önde başlayacak.

Yüksek tempo ile oyununu daha etkili hale getiren Beşiktaş Cola Turka'da takıma sonradan katılan Marcelus Kemp, süre bulduğu 10 karşılaşmada 18.60 sayı ortalaması tutturarak takımın sayı lideri olmayı başardı. Takımın -bana göre- en tehlikeli oyuncusu olan Mire Chatman 5.36 ile asist, bu sene muazzam bir performans sergileyen Andrew Ogilvy ise hem ribaund hem de blok istatistiklerinde başı çekiyor.

Playoff öncesi aynı F.bahçe Ülker maçı gibi bizim için sınav niteliğinde bir karşılaşma olacak. İlk maçta iki farklı görüntü sergilemiştik, sonucunu da galibiyet ile bitirmiştik. Ancak yarınki maçta 40 dakika iyi bir Galatasaray izlemek zorundayız, zira kötü oynadığımız anların uzaması halinde, bunu çok rahat cezalandırabilecek bir takım olacak.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bir Maçtan Daha Fazlası | F.Ülker - Galatasaray C.C


20 Nisan 20:00 / Sinan Erdem SS 

Şampiyonluk için, olası eşleşmelerde 1-0 önde başlamak için, geçirdiğimiz bu zor günlerde ayakta kalan basketbol branşının şanlı yürüyüşüne devam etmek için, daha 2-3 gün öncesinde kadın takımımıza yapılan haksızlığın diyetini ödemek için, uğruna bu sene sizleri hiç yalnız bırakmayan taraftar için, arman ve forman için oyna bugün Galatasaray'ım. İlk maçta da gösterdin sen bizlere nasıl alt edilebileceğini F.bahçe'nin, bir kez daha göstereceğinden bir gram şüphemiz yok. Bugün yanınızda olmayacağız belki ama, kalplerimiz sizler ile atacak. Ve biliyoruz ki bugün galip gelen renkler sarı - kırmızı olacak! 

18 Nisan 2011 Pazartesi

Yitip Giden Umutlar, Geride Kalan Şanlı Arma

Nereden başlayalım; Diana Taurasi’nin cezasının kaldırıldığı günden mi, yoksa o gün itibariyle sahada yapılan kıyımdan mı? 

Nasıl anlatalım rakibin şaibeli bir isminin diyetini bizim tertemiz takımımızdan çıkarmalarını?

Direndi, savaştı ama kutsal ittifakı yıkamadı aslan kızlarımız. Melisa Can sakatlandı, Fowles ve Bahar daha fazla savaştı. Fowles sakatlandı 5 kısayla yine savaştı takım, ilk maçta dönülmeze geldiğinde skor 22 yaşında gencecik bir kız çıktı ve hatırlattı herkese “biz Galatasaray’ız, pes etmeyiz…”. Aslan gibi olan yüreklerini sahaya koydular ama kırıldı o kalpler. Sanılmasın rakipleri kırdı bu aslan gibi kalbi, kıramazdı da zaten. Kızların oyununa karışan, bu kızlardan “adamlık” öğrenmesi gereken kelli felli, tipine baksan adam diyeceğin “düdükler” kırdı. Yeri geldi gözlerini kapadılar Fenerbahçeli bir oyuncu fazla adım atarken, arkalarını döndüler Fenerbahçelilerin milli güreşçilere taş çıkaran hareketlerinde. Galatasaray’a yapılan her faulde üç maymunu oynayanlar, şahin gibiydi Fenerbahçe lehine faul çalma çabasındayken. Görevleri tamamlandı 17 Nisan itibariyle. Keşke rakibimizi tebrik edebileceğimiz bir seri olsaydı ama şimdi anlayamadık bizim rakibimiz kimdi, sahada yenmemiz gereken kaç Fenerbahçeli vardı, bu kurulan tezgahın başında kimler oturuyordu?

Belki sadece bir kupayla kapanıyor bu sene, teneke olarak fazla şey kazanamazdılar ama Galatasaray taraftarının kalbindeki yerini sağlamlaştırdı basketbolcu kızlar. Yine hayran bıraktılar Galatasaraylı ruhlarına, mücadelelerine. Sene boyunca haklarını fazla teslim edemesek de onlar mücadele ederek tüm camianın haklı takdirini kazanmışlardır. Umudum odur ki; önümüzdeki seneden itibaren sarı-kırmızı atan her kalp bu kızların yanında duracaktır ve rakibe benzemeden küfürsüz, şiddetsiz sadece sevdamızı haykırmak için bu takımın arkasında olacaktır salonlarda. Ve hak ettiklerini en kısa süre içinde, hep beraber söke söke Galatasaray müzesine götüreceğiz. 

2010/2011 TKBL sezonunun ardından teşekkür ederiz Galatasaray’ın Sultanları’na, parçalımıza bıraktıkları her damla ter için. Teşekkür ederiz tüm dış etkenlere, gurur duyacağımız bu mücadelenin fitilini yaktıkları için. Ama unutmasınlar hakkımız helal değildir o emek hırsızlarına. Zaten içtiğin ilaçlar uyutmaz biliriz de, sen de rahat uyuma Fenerbahçe. Kadın basketbolunun hakimi, yeniden tek başına yenemeyeceğin kadar güçlü. Güvendiğin dağlara da kar yağması yakındır. Biraz daha sabır…

17 Nisan 2011 Pazar

Son Dönemeç, Caferağa


17 Nisan 15:30 / Caferağa SS

Geldiğimiz nokta, kelimelerin kifayetsiz kalacağı nokta. 3. maç için ne dediysem, söylediklerim aynen bu maç için de geçerli.

Biliyorum oyuncularımızın işi gerçekten zor. Fakat bu sene sarı-lacivert renklerine karşın 3 kez galibiyetle ayrılmış bir takım olacak sahada. Mücadele olgumuzun tavan yapacağı maçta başarılar diliyorum Sarayın Sultanlar'ına. Onlar bugün yenilse bile, bu sene bizleri bir çok kez gururlandırdılar. Dilerim ki bugün bu gururu tekrardan yaşarız.

12. şampiyonluk için, saldırın durmadan!

15 Nisan 2011 Cuma

Doğrulardan Uzaklaşmak | 80-68


3 ana başlık vermiştik maç öncesi, takımın mental durumu, yerli rotasyonlarının arasındaki farkı ve yapacağımız savunma. Şimdi onlara teker teker bakalım;

Mental Durum
2. maça gidelim. Sahaya çıktığı andan itibaren maçı galibiyetle bitireceğinden emin bir Galatasaray vardı. Hemen hemen bütün tercihlerinde doğruyu bulan, rakibine ve oluşan bütün hakem hatalarına göğüs geren sarı-kırmızı renkler, karşılaşmadan da 15 sayı gibi net bir farkla ayrılarak seride durumu eşitlemişti. Daha o maçın öncesinde, takımlar sahaya çıktığında bu durum ortadaydı, çünkü takımın kendine duyduğu güven, net olarak tribünde yansıyordu. Gelelim bugüne. Sahaya yıllardan beri alışıldık küfürler ve baskı ile çıkan takımımız, daha ısınmalarda kendilerini galibiyete götürecek güveni, inancı bizlere yansıtamıyordu. Nitekim maç boyunca, özellikle ilk yarıda - her ne olursa olsun - oluşan hakem hataları sonrasında kontrolden çıktı takımımız. Bu gerginlikle takımdan iyi sonuç beklemek de pek mümkün olmuyor elbette, maç öncesinde de belirttiğimiz gibi. Eğer Galatasaray o kutu gibi salondan çıkacaksa, demir gibi sinirlere sahip olacak ve serinkanlılıkla basketbolunu sergileyecek. Aynı 2 yıl önce olduğu gibi.

Yerli Rotasyonları Arasındaki Fark 
Işıl Alben - Bahar Çağlar - Tuğba Palazoğlu - Gülşah Gümüşay - Nihan Anaz bizim, Birsel Vardarlı - Esmeral Tunçluer - Şaziye Karslı - Nevriye Yılmaz - Nevin Nevlin da rakip takımın süre bulan yerli oyuncuları. Maçtan önce de belirtmiştim, bu iki rotasyondan takımımızın galip çıkmasını beklemiyorum diye. Fakat arada dramatik fark olmasının da açıklaması olamaz. Evet ağza alınmayacak küfürlere maruz kalabilir bir insan, evet kendisinden fizik olarak çok üstün rakiplere karşı savunmada kalmış olabilir ve yedeği de sakat halde olabilir, evet çok genç yaşta bu baskı ile karşı karşıya kalabilir, evet ilerlemiş yaşına rağmen kendisinden çok daha iyi oyunculara karşı savaşmak zorunda kalabilir. Ama hiç bir neden bana maç sonunda çıkan bu istatistikleri açıklamaya yetmez, Galatasaray yerli rotasyonu : 4/15 ile 8 sayı - 5 ribaund - 9 asist - 4 top kaybı, Fenerbahçe yerli rotasyonu : 9/23 ile 23 sayı - 12 ribaund - 7 asist - 5 top kaybı. Arada bu denli fark olunca da galibiyete ulaşmak bir o kadar zor oluyor.

Yaptığımız Savunma
Bu sezon galibiyet ile biten 3 maçta da rakibini 70 sayının altında tutan Galatasaray, bugün 80 sayı yiyerek kendi savunma limitlerini bir kez daha aştı, aynı bu sezon mağlubiyet ile ayrıldığımız F.bahçe maçları gibi. Pota altında Nevriye - Matovic ikilisini durdurmakta zorlanan takımımız, rakip kısa oyuncularına karşı uygulamakta zorlandığı baskı sonucunda kolay sayı imkanları verdi. Özellikle ikinci yarıda bu avantajı Horakova ile iyi kullanan F.bahçe, maçı kopartmayı başardı.

Şampiyonluk yolunda ağır bir darbe aldık, artık kupa için art arda iki maç kazanmak gerekiyor. Sarayın Sultanları daha ilk maçtan bize inancı aşıladılar, pazar günü dönüm noktasında gösterecekleri reaksiyonu göreceğiz. Eğer ikinci maçtaki Galatasaray geri gelirse, salı günü kupa Galatasaray müzesine doğru yol alacaktır..

14 Nisan 2011 Perşembe

Kader Maçı, Caferağa..


15 Nisan Cuma 20:30 / Caferağa Spor Salonu

İlk iki maçta birbirlerini yenen takımlar, serinin üçüncü maçında karşı karşıya geliyorlar. Mekanın değişeceği karşılaşmada saha avantajını elinden yitiren Galatasaray, yeniden avantajlı konuma geçmek istiyor. F.bahçe ise, elde ettiği avantajı sürdürerek kupaya daha da yakınlaşma düşüncesinde. İyisiyle, kötüsüyle iki maç izledik, hafızalarımızda yer aldı bazı şeyler. Serinin - bana göre - kader maçı öncesi sonuca etki edecek noktaların altını çizelim.

Oynadığımız iki maçı göz önünde bulundurduğumuzda, ilk maçta baskıdan etkilenmiş, tercihlerini doğru seçemeyen Galatasaray, ikinci maçta üzerinde baskı hissetmeyen, rakibinden daha iyi olduğunu bilip ayağını yere sağlam basan Galatasaray gördük. Bu psikolojik farkın sahaya ne derece etki edebildiğini hepimiz gördük. İlk olarak teknik değil, mental yönden başlamak istiyorum. Son yıllarda Caferağa'dan galibiyet çıkarma da ne kadar zorlandığımız, kaçamayacağımız bir gerçek. Fakat bu gerçeği konuşuyorken, bir kaç maç dışında Caferağa'da her zaman iyi oynadığımızı hatırlıyoruz. Bu sefer, diğer bütün maçlardan farklı bir Galatasaray olmasını istiyoruz. Nasıl mı? Tribündeki Fenerbahçelilerden, sahadaki hakemlerden, oyun içerisinde küfür eden Fenerbahçeli oyunculardan kendimizi soyutlayarak. Evet söylemesi çok kolay geldi ancak bunların uygulanması demek, şampiyon olacak takımın sarı-kırmızı renklere daha da yaklaşması demek. Sadece bu branşta değil, bütün branşlara baktığımızda, sahada gergin tarafın biz olduğu her karşılaşmadan boynumuz bükük ayrıldık. Bu sefer, serinkanlı bir şekilde salonda olmalıyız. Sadece basketbola ve ikinci maçta olduğu gibi ölümüne mücadele etmek için konsantre olmuş bir Galatasaray, sadece rakibini değil, o gün sahada bulunan bütün etmenleri geride bırakacak güce fazlasıyla sahip. 

Parkeye dönelim şimdi de. İlk olarak ve maçın kaderine etki edecek detaydan bahsedelim, yerli rotasyonlarından alınan katkı. İlk iki maçta ve bundan sonra oynayacağımız maçlarda sahaya süreceğimiz yerliler, Işıl Alben - Bahar Çağlar - Tuğba Palazoğlu - Gülşah Gümüşay. Genç kontenjanında bulunan Gözde Yürük ve Balım Akbuluk ile beraber Nihan Anaz sahada süre almayan/almayacak isimler. Bunun yanı sıra rotasyonda çok önemli katkılar veren Melisa Can'ın da sakatlığı dolasıyla oynaması çok zor. Bütün etmenler çerçevesinde yerli rotasyonumuza baktığımızda, F.bahçe'nin bu noktada önde olduğunu çok net görebiliyoruz. Bu sezon F.bahçe'yi yendiğimiz üç maç dahil, hep yerli rotasyonundan daha az katkı aldık ama önemli bir fark ile. Tamika'dan öncesini kıstas almadığımızdan, Tamika sonrası oynadığımız dört maça baktığımızda, yerli rotasyonunda hep aynı farkların olduğunu görüyoruz. ( 26-29 Tamika'nın ilk maçı, 18-22 Kupadaki yarı final, 19-24 Seriyi 1-1'e getiren maç ) Ancak aradaki farkın baya açıldığı, serinin 1-0 F.bahçe üstünlüğüne geldiği maçta yerli rotasyonumuzdan aldığımız sayı katkısı 18 olurken, F.bahçe takımı tam 32 sayı alıyordu yerli oyuncularından. Bu veriler elimizde varken, ben yarın yerli rotasyonumuzdan gidip F.bahçe'ye fark atmasını beklemiyorum doğal olarak. Sonuçta bizim yerli rotasyonumuzda sadece iki oyuncu ana çarklardan biri iken, F.bahçe'de yıllardır birlikte oynayan ve efsane hale gelen Birsel-Esmeral-Nevriye üçlüsü ana çarkları oluşturuyor. Ancak yendiğimiz tüm maçlarda görüldü ki, yerli rotasyonumuz, rakiple arkadaki sayı farkı en fazla 5'te tutarsa, o maç için şanslı konumda bulunan taraf biz oluyoruz. 


Elimizde oyunun hücum tarafında daha etkili kullanabileceğimiz yıldızların olduğunu düşünüyorum. Fakat maçın sonucunu belirleyecek taraf, hiç kuşkusuz ki yapacağımız savunma olacaktır. Kazandığımız bütün maçlarda rakibi 70 sayının altında tutan takımımız, galibiyetle biten her maçta rakibine savunmadaki üstünlüğünü kabul ettirdi. Bu yapacağımız savunmanın da kritik noktalarına vurgu yapmak gerekirse, ilk olarak pota altı savunması. Nevriye - Matovic ikilisinin hücum gücünü anlatmamıza gerek yok. Hem sırtı dönük birebirde, hem dışarıdan şut tehditlerinin bulunması, savunmamızı baya zorluyor. Nitekim serinin ilk maçında Matovic önemli yaralar açtı savunmamızda. Fowles'ın pota altını kapatmaya verdiği önem onun boş kalmasını sağladı ve bir çok pozisyonda sayısını buldu Matovic. Nitekim Nevriye, Bahar'a karşı fiziksel özelliklerini iyi kullanarak sayılarına gitti, her ne kadar sakatlıktan sonra tam performansla  oynamasa da. Ancak ikinci maça geldiğimizde, savunmada sık sık kurgu değiştiren ve bazı pozisyonlarda Bahar'ın Matovic'i, Sylvia'nın da Nevriye'yi alması, F.bahçe pota altı gücüne büyük sekte vurdu. Sonucunda maç boyunca 7/14 ile 16 sayı 3 ribaund ile oynayan Nevriye - Matovic ikilisi mağlubiyet karşısında hiç bir şey yapamıyorlardı. ( İlk maçta bu ikili 15/21 ile 32 sayı, 16 ribaund ile oynamışlardı ) 

Diğer noktaya gelirsek, ilk maçta rakip oyun kuruculara karşı baskıyı iyi uygulayamayan takımımız, ikinci maçta müthiş bir mücadele ortaya koyarak etkilerini minimuma indiriyordu. F.bahçe hücumlarını kontrol eden ve hücum performanslarının %80'ine etki eden Birsel - Esmeral - Horakova üçlüsü, ilk maçta sadece 3 top kaybı yaparak, 29 sayı - 11 asist - 11 ribaundluk performansın altına imzalarını atıyorlardı. İkinci maçta ise, Işıl Alben'in önderliğinde kısa oyunculara baskıyı maksimum seviyeye çıkartan takımımız, F.bahçe hücumlarının organize olmasına büyük zarar veriyordu. Etkisizlikleri her dakika ortada olan Birsel - Esmeral - Horakova üçlüsü, maç boyunca 5 top kaybı yaparak, 16 sayı - 8 asist - 4 ribaund ile oynayarak mağlubiyette baş rolü oynuyorlardı. 

Detaylardan çıkıp durumu toparladığımızda, üç noktanın yarınki maçta büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Mental açı, yerli rotasyonundan alacağımız katkı ve yapacağımız savunma. Bu üç noktada galip çıkacak olan takımımız, her ne şartlar altında olsun Caferağa'dan galibiyetle çıkacaktır.

Final serisi başladığından beri söylüyoruz her yerde, bu takıma, bu armaya sonuna kadar inanıyoruz. Yenildikleri ilk maçta bile bizleri galibiyete inandıran, sahada bir an olsun mücadeleyi eksiltmeyen takımımız, yarın ve pazar günü alınlarının akıyla oynayacağı karşılaşmalar sonunda yüzlerimizi güldürecektir. Önümüzde taptaze duran iki maç var. Yapmamız ve yapmamamız gereken noktalar gün gibi ortada. Takımımızın da bu bilinçle oynayacağına inanıyor, şampiyonluk yolunda çıkacağı zorlu maçta başarılar diliyorum.

12 Nisan 2011 Salı

Multimedya | F.bahçe Maçı

İnancın Sahaya Yansıması | 84-69



İyi gün/kötü gün farkını çok seviyorum. İyi günde herkes var salonda, ayırt edemeyecek kadar fazla hem de. Ama kötü gün, ilk maçı kaybettiğinin ertesi mesela, hiç bitmemesini istediğim anları yaşatıyor bizlere. Samimiyetine sonuna kadar inandığın kişiler, takımı bağırlarına basıyorlar son saniyeye kadar hatta yetmiyor maç sonu 15 dakika bile devam ediyorlar desteğe. Birlik,beraberlik böyle bir şey işte. Bu güzel ve bilinçli desteği sağlayan herkese teşekkürler, şampiyonluk gelecekse bu insanların da payı var, bunun düşüncesi bile insanı müthiş mutlu ediyor.

İlk periyot yine 2-8 olmuşken acabalar akla gelirken takımımız müthiş bir reaksiyon verdi. O sırada kafamı kaldırıp skora baktığımda 18-9 yazıyordu, bu da vitesi nasıl yükselttiğimizi gösteriyor. Maçın kontrolü elimizdeydi, bazı bölümler dışında. Ancak takımdaki herkesin, skor ne olursa olsun mücadeleyi hiç bırakmaması müthişti. Zaten kazandığımız diğer iki maça bakınca, mücadele olgusunun fazlasıyla ön planda olduğunu hatırlıyoruz. Bu mücadelenin en güzel örneği, ilk yarı biterken Işıl'dan geldi. Baskıyı en üst seviyeye taşıması, topu çaldıktan sonra aynı güzellikte turnikeyi bitirmesi ve elde edilen 11 sayılık fark. Maç içerisinde yaşayacağım en güzel an diye düşünüyordum ama fazlasıyla yanılmışım. İkinci yarının başlangıcında, 2 sene önce Dinamo Kursk karşısında şovunu yapan Seimone'yi izledik. Aldığı bütün topları değerlendirdi resmen. Şutuna hiç bir şey yapamadı rakip savunma, gerçi o an savunma olsa bile bir şey değişecek gibi değildi. Fark 20'lere çıktıktan sonra ilk maçta yaşattığımız geri dönüşün tersi olur mu diye düşündük bazı anlarda ama bu sefer de Syl çıktı ortaya, potadan seken her topu aldı ve dominantlığını ortaya koydu. Artık beslemeye de gerek kalmıyor Sylvia'yı, o zaten kendi pozisyonunu bir şekilde yaratıyor. 15 fark ile maç bitiyor ama hak ettiği fark daha fazla kesinlikle.

İlk maçın yükünü omuzundan atan, kendine geri dönen Işıl, durdurulamaz anlarını bizlere tekrardan yaşatan Seimone, sahada duruşunun bile takıma bir çok şey kazandırdığı Tamika, yedeğinin sakat olmasına rağmen bitmez bilmeyen enerjisi ile sahada yer alan Bahar, dominantlığını her pozisyonda gösteren, sahadaki her oyuncudan daha yüksekte olan Sylvia, kenardan gelerek verdiği temponun faydasını her maç gördüğümüz Doneeka, hücumda olmasa bile, savunmada enerjisi ile katkısını veren Tuğba, ilk maçta bizlere inanılmazı inandıran, o baskılı anlarda eli bir kez bile olsun titremeyen Gülşah, ve girmeseler bile takım olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteren Nihan, Gözde, Balım, Melisa. Bu oyuncular bize şampiyonluğu kaybettikleri ilk maçta inandırdılar. Dünde ilk adımlarını atıp şampiyonluğa iki adım uzaklığa yerleştiler. Evet belki işleri çok zor, evet son yıllarda Caferağa'daki durumumuz ortada ama bu takım biz inananları mahcup etmeyecek, bunu adım gibi biliyorum.

Umutları Yeşertme Günü | Galatasaray MP - Fenerbahçe


12 Nisan 20:00 / Abdi İpekçi SS

Tribünlerde coşacaksın, kupaları alacaksın!
Sen şampiyon olacaksın, seni sevmeyen ölsün, ölsün!
11 senelik süren bu çile, bitsin artık bu sene!
Sen şampiyon olacaksın, seni sevmeyen ölsün, ölsün!

11 Nisan 2011 Pazartesi

Galatasaraylı Umutsuzluğa Düşmez | 74-77


Galatasaraylı olmak kolay bir şey değil, her açıdan. Bu sene futbolda yerin dibine girdik ama demiştik ya bir kere, '' Cimbom başı dik yürür' diye, işte o cümlenin hakkını verecek günlere gelmiş bulunuyoruz ama farklı branşta. O cümlenin hakkını aslında dünde biraz verdik ancak çoğalarak devam etmesi gerekiyor. Başlangıcından değil, sonundan girelim maça, en önemli dakikalardan. Karşındaki ekip, sezon boyunca sana 4 yenilgi yaşatmış, - ki bu mağlubiyetlerin tahribatı önemli düzeyde - son yıllarda sana büyük üstünlük sağlamış ve şampiyonluğa bu kadar yakın olduğun bir sezonda, 10000 seyirci karşısında son 3 dakikaya 14 sayı önde giriyor. Benim ve çevremdeki her insanın da içinde düştüğü umutsuzluğu kelimeler ile anlatamam. Tam o anda, rotasyonda az süre bulan Gülşah kıvılcımı yakıyor, savunmada Sylvia efsanesi Tamika'nın öcünü alıyor ve fark 1'e kadar düşüyor. İşte o anda; maçın öncesi, diğer maçların bir anlamı da kalmıyor benim açımdan. Gözlerim de yaş, heyecandan tezahürat yapmamı engelleyecek o duygu, bu takımın şampiyonluğu alacağına o kadar inandırıyor ki..

Evet son topu, 1-0 önce geçme fırsatını teptiğimiz andan bahsetmedim. O an içime oturan o acının hala geçmediği anlardayım. Ancak spor bu en başta, hatalar her zaman olacaktır. Fakat içimdeki eleştiri yapmayı seven Arca, neden son topu daha iyi bir şekilde kullanamadık diyor ama susturuyorum hemen. Biliyorum ki bu takımın her oyuncusu, ben dün salondan yarım saat yerimden kalkamazken yaşadığım duyguların aynılarını yaşadılar, belki de daha fazlasıyla. Biliyorum ki bu oyuncular dün kaybettikleri maçın acısını çıkartacaklar, her nedenine hem de, en çokta skorda gerideyken gülen hakemlerden.

Son söz, teknik detayın kaldıramayacağı bir seri bu. Diyorum ya, o geri dönüşü yaptığımız seride tezahürat yapamadık, alkışlayamadık bu güzel takımı. Gözlerimizde yaş, içinde bulunduğum karmaşık duygular öylece oturtturdu beni o koltuğa. Şampiyonluk yolunun ne kadar zorlu olacağını daha ilk maçta gördük ama inancımızı bir gram yitirdik mi, asla! Başlıkta da yazdım, Galatasaraylı umutsuzluğa asla düşmez. 1-0 öne geçmek elbette önemli bir avantaj, saha avantajını elde etmek de öyle. Ancak Galatasaray bu, aynı maçtan sonra Işıl'ın da dediği gibi, zoru çok daha iyi becerebiliyor.

9 Nisan 2011 Cumartesi

TSB Süper Lig | Galatasaray - Adana Engelliler


09 Nisan 12:00 | Ahmet Cömert SS

Şampiyonlar ligi finalleri için oynadığı dört maçın hepsini kazanan Engelsiz Aslanlar, bir ay sonra İstanbul'da maça çıkıyor. 14. hafta mücadelesinde konuk Adana Engelliler. Ligde namağlup durumda olan takımımız, Adana Engelliler karşısındaki ilk maçtan 98-37 galip ayrılmıştı. Adana Engelliler, oynadığı 12 maç sonunda elde ettiği 3 galibiyetle 9. sırada yer alıyor.

Takımımıza başarılar diliyorum, biz de yavaştan salona doğru yer alalım.

8 Nisan 2011 Cuma

Savunmanın Getirdiği Galibiyet | 49-79


Geçen hafta hücumda iyi bir performans gösteren ancak aynı çizgisini savunma tarafında gösteremeyen takımımız, tahminlerimizi de doğru çıkartarak bu maçta alıştığımız savunma performansını sergiledi. Alışılmışın da dışına çıkılan pozisyonların olduğu günde rakibini 49 sayıda tutan Galatasaray maçın her anında rakibini ısırdı, bir pozisyon bile kolaylık sağlamadı. Bugün yediğimiz sayı, bu sene potamızda gördüğümüz en düşük rakam. Hücumda bütün oyuncularından verim alan, tempoyu istediği gibi belirleyen takımımız maçtan 30 sayılık farkla ayrılarak bu seneki 20. galibiyetini elde etti.

İlk beşte Caner Topaloğlu - Evren Büker, Radoslav Rancik - Preston Shumpert değişikliklerini görüyoruz iki maçtır. Bu değişikliklerden Shumpert odaklı olanından verim almayı başardık iki maçta da. İlk değişiklik için daha zamanımız olduğunu düşünüyorum keza Evren çok kötü bir sezon geçiriyor ve tempoyu arttırarak performansını belli düzeye çekmesi için zamana ihtiyacı var. Maça bu iki değişiklik ile başlayan takımımız, savunma konsantrasyonunu hemen göstermeyi başardı. İlk 5 dakikada yalnızca 2 sayı bulabilen Bornova, 10 dakika sonunda sadece 10 sayı buluyordu. İkili sıkıştırmalar özelinde rakibe büyük zorluk çektiren Galatasaray, hem bu zorlukların ardından bulduğu kolay pozisyonlardan hem de normal hücum düzeninden sayılara giderek bir anda öne fırladı.

Kontrolü eline geçiren takımımız, ikinci periyot hariç ezici performansına devam etti. İkinci periyot da bu farkın yaşanmasının asli nedeni, Bornova'nın ilk periyot aşırı kötü bir oyun sergiledikten sonra maça sert bir şekilde dönme istekleri ve bunu da başardılar. Özellikle işin savunma kısmında müthiş mücadele ettiler, sonucunu da bizi 15 sayıda tutarak aldılar. İkinci yarıya aynı maçın başlangıcında olduğu gibi giriş yapan takımımız, farkı önce 20'lere ardından 30'lara çıkartarak maçı antrenman havasına dönüştürdü. Maçın bu denli kolay hale getiren bölüm, üçüncü periyotta sergilediğimiz savunma performansı kesinlikle. Üst üste toplar çalarak aradaki farkın büyümesini sağladık. Bu bölümde Preston Shumpert'ın hakkı verilmesi gerekiyor, oyunun iki alanında da muazzam işler yaptı.

Rakibin durumu ne olursa olsun takımımızın oyuna yansıttığı konsantresi, rakibine duyduğu saygı ve sadece kendi işlerine bakmaları örnek alınacak bir karakter. Bu karakterin üstüne de iyi oyun gelince bizlerin duyduğu gurur katlanıyor elbette. Zorlu viraj öncesi sadece Oyak Renault maçı kaldı. Bu maçı da kayıpsız atlatarak Playoff'ta seyrimizin belirleneceği maçlara geçeceğiz. Takımın bu zorlu dönemeç öncesi performansını arttırması önemli. Keza son 5 maçta yaşayabileceğimiz kayıplar, bu sezonun bütün emeğine sekte vuracaktır.

Son olarak bugün muhteşem bir destek veren İzmirli Galatasaraylılara helal olsun. Abartmadan söylüyorum, maç sonu koç Oktay Mahmuti'nin de değindiği gibi, ben maçı izlerken kendimi bir an Abdi İpekçi'de hissettim. Bu ilginin gösterilmesinde emeği olan herkese teşekkürler..

Josh Shipp: (30:27, 0 sayı, 3 ribaund, 1 top çalma, 1 blok, 0/2 şut)
Jerry Johnson: (16:50, 5 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 1 top kaybı, 2/3 şut)
Melih Mahmutoğlu: (04:49, 2 sayı, 1/3şut)
Göksenin Köksal: (06:21, 0 sayı, 2 ribaund, 2 asist, 1 top kaybı, 0/1 şut)
Caner Topaloğlu: (13:57, 2 sayı, 3 ribaund, 3 top çalma, 2 top kaybı, 1blok, 1/4 şut)
Preston Shumpert: (27:31, 16 sayı, 4 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 2 top kaybı, 6/10)
Tutku Açık: (18:10, 2 sayı, 4 asist, 2 top çalma, 1/2 şut)
Luksa Andric: (15:14, 10 sayı, 3 ribaund, 1 top çalma, 1 top kaybı, 1 blok, 3/8 şut)
Radoslav Rancik: (16:55, 8 sayı, 4 ribaund, 1 asist, 4/7 şut)
Haluk Yıldırım: (14:23, 6 sayı, 3 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 2/4 şut)
Evren Büker: (15:37, 3 sayı, 1 ribaund, 2 asist, 1 top kaybı, 1/2 şut)
Ermal Kurtoğlu: (19:46, 14 sayı, 4 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 6/7 şut)

1. ÇEYREK: 10-23
2. ÇEYREK: 18-15 (28-38)
3. ÇEYREK: 10-22 (38-60)
4. ÇEYREK: 11-19 (49-79)

7 Nisan 2011 Perşembe

TBL | Bornova Belediye - Galatasaray Cafe Crown


08 Nisan 2011 Cuma 19:00 | İzmir Halkapınar Spor Salonu

Banvit'ten aldığımız mağlubiyetle ikinciliği tehlikeye atmıştık bir anda. Ancak geçen hafta önce Banvit'in Efes Pilsen karşısında kaybetmesi, ardından da Aliağa karşında aldığımız galibiyet yeniden ikincilik koltuğuna daha sağlam oturmamızı sağladı. 25. hafta mücadelesinde ise rakibimiz Bornova Belediye. Bu yıl bir çok talihsizlik yaşayan ve son hafta takımın en önemli oyuncularından biri olan Tyler Smith'i kaybeden Bornova ligde zor günler geçiriyor.

Bornova Belediye, 24 maç sonunda sadece 7 galibiyetle 15. sırada bulunuyor. Son 7 maçtan sadece bir galibiyet çıkartan İzmir ekibi oldukça dar bir rotasyonla sahada yer alıyor. Bu rotasyonun en önemli parçalarından biri olan Tyler Smith'i de geçen haftaki Tofaş maçında şanssız bir pozisyonun ardından kaybetmiş durumdalar. Bu gücün kaybedilmesini tetikleyen asıl olay ise, Bornova'nın Tyler'ın yerini dolduramaması, bunun da altını çizelim. Takımın yerli rotasyonundaki en önemli ismi Ümit Sonkol hem sayı hem de ribaund kategorilerinde lider durumda. Soner Şentürk ise asist kısmında ipi çeken isim. Ayrıca formamıza uzun bir süre hizmet eden Murat Kaya da Bornova forması giymekte.

Aliağa maçında iyi hücum eden ancak bu başarısını savunma kısmında gösteremeyen Galatasaray Cafe Crown vardı. Bornova düşme tehlikesi yaşadığından, her ne olursa olsun maça asılacaktır. Bu maç için savunma tempomuzu alıştığımız seviyeye çekmemiz yeterli olacaktır.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Armanın Hakkını Verenler Finalde!


Öğrenci temposunun, bu denli önemi ortada olan seriyi takip etmesine engel olması çok üzücü. Nitekim bu sene hiç maçını kaçırmadığım kadın takımımızın yarı final serisini izleyemedim, hatta skor takibi bile yapamadım. Elbette bunlar yaşadığımız gururu azaltmıyor, ancak takip etme şansının olmaması insanı derinden yaralıyor. 

İzleyemediğimiz bir yarı final sersinin teknik analizini yapmak yanlış olur elbette. Bu gururu yaşatan oyuncularımıza teşekkür ediyorum, onlar başarıyı çoktan hak ettiler artık bir adımları kaldı.

O salonun final serisinde dolması için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor, eğer bu sene şampiyonluk yaşanılacaksa bunda en büyük paylardan biri de bizlerin olacak. 

Şampiyonluk yakın, meşaleleri yakın!

2 Nisan 2011 Cumartesi

Finale Bir Adım Kaldı | 71-63


Yaklaşık bir yıl sonra Abdi İpekçi'ye gidemedim hafta başında gireceğim sınavlardan dolayı, maç yazısı da sadece istatistik bilgileri ile olacak maalesef. Maça giden arkadaşlarımla konuştuğumda, bugün rüzgarı arkasına almış Galatasaray'ın olmadığını ilettiler. Tekrarına denk gelir miyim bilemiyorum ancak Mersin serisinden sonra zorluk derecesinin artması, takımın reaksiyonunu etkilemiş doğal olarak. Yola kaza yaşanmadan devam etmek önemli, ancak daha da önemlisi finale bu kadar yakınken oyunumuzu daha üst seviyeye taşımak.

Tuğba Palazoğlu: (00:00, 0/0 şut)
Doneeka Hodges: (18:04, 4 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 1 top kaybı, 2/4 şut)
Gözde Yürük: (00:00, 0/0 şut)
Bahar Çağlar: (25:55, 10 sayı, 1 ribaund, 2 asist, 1 top kaybı, 5/8 şut)
Işıl Alben: (24:05, 10 sayı, 5 ribaund, 3 asist, 3 top çalma, 2 top kaybı, 4/9 şut)
Gülşah Gümüşay: (10:29, 6 sayı, 2 asist, 2/2 şut)
Balım Akbulak: (00:00, 0/0 şut)
Nihan Anaz: (08:42, 4 sayı, 0/1 şut)
Tamika Catchings: (27:31, 14 sayı, 10 ribaund, 2 asist, 3 top kaybı, 4/9 şut)
Melisa Can: (20:10, 0 sayı, 2 ribaund, 1 top çalma, 2 top kaybı, 0/5 şut)
Seimone Augustus: (33:45, 12 sayı, 2 ribaund, 2 asist, 1 top kaybı, 5/15 şut)
Sylvia Fowles: (30:03, 11 sayı, 15 ribaund, 1 top çalma, 5 top kaybı, 4/8 şut)

1. ÇEYREK: 20-16
2. ÇEYREK: 20-20 (40-36)
3. ÇEYREK: 18-21 (58-57)
4. ÇEYREK: 13-6   (71-63)

1 Nisan 2011 Cuma

Final Yolunda Son Rakip | Panküp Kayseri Şeker


2 Nisan Cumartesi 15:00 / Abdi İpekçi SS @ Panküp Kayseri Şeker | GS TV

Playoff ilk turunda Mersin Büyükşehir Belediye'yi çok rahat bir şekilde eleyen takımımız, yarı finaldeki ilk maçına çıkıyor. Beşiktaş'ı iki maç sonunda eleyerek adını yarı finale yazdıran Panküp Kayseri Şeker'i normal sezonda iki kere mağlup etmemizden dolayı seri 1-0 üstünlüğümüz ile başlıyor. Çeyrek final serisinin zorluk derecesinin kimseyi aldatmaması gerekir, keza karşımızda oldukça sert ve ligin en pozitif basketbolunu sergileyen takımlarından biri olacak. 

Ligin ilk maçında çalkantılı bir dönem geçirdiğimizden kıstas almıyoruz ancak daha 2 hafta önce oynanan normal sezonun son maçına geri dönebiliriz. Maç öncesi üzerimizde liderliğin alınma zorluğunun getirdiği baskının oyunumuza nasıl yansıyacağı merak konusuydu. Zira Türkiye Kupasındaki performansımızdan uzak bir görüntü çizdiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz Kayseri'de. Özellikle maç sonu tüm kontrolü elimiz altına aldığımızı düşünürken yediğimiz 9-0'lık seri, bir anda maçın seyrini değiştirmişti. Ancak taktik faulleri isabetli değerlendiren takımımız, liderliği elde ederek Playoff''a başlamıştı. 

Son dönemlerde Gizem Yavuz'un yükselişe geçen bir performansı var. Ligin son maçında bize karşı da iyi bir oyun ortaya koyan Gizem, Beşiktaş serisinde de çizgisini devam ettirdi. Eski oyuncumuz Vickie Johnson'ın tecrübesini konuşturarak çok ekstra işlerin altına imzasını attığını belırtmek gerekır. Barbara Turner, namı değer Bahar Öztürk ise dış şutları ile takımına katkı sağlıyor. Fakat takımda en çok sivrilen ve güç olarak öne çıkan yer, pota altı. Takımın sayı - ribaund - blok kategorilerinde birinci isim olan Latoya Pringle, hücumda en önemli silah. Pringle'ın en büyük destekçisi ise Sanford. Pota altındaki bu ikiliye karşı göstereceğimiz savunma direnci, final yolunda nasıl ilerleyeceğimizi gösterecek. İlk beş isimleri dışında, kenardan gelen İlsu - Aynur - Pınar üçlüsü dikkat edilmesi gereken diğer isimler. 

Finale iki adım kaldı artık. Karşımızda, ligin ilk maçında Fenerbahçe'yi yenen, sene boyunca önemli galibiyetlerin altında imza atan ve Beşiktaş'ı kendileri adına rahat geçen iki maçta yenerek yarı finale yazdırmış bir ekip var. Evet ilk tur bizim açımızdan muazzam geçti fakat bu turda kemerlerin biraz daha sıkılacağı bariz. Buna takımın nasıl reaksiyon göstereceği ise muamma. Son dönemlerde rüzgarı arkasına almış ve rakip tanımayan bir görüntü içerisindeyiz. Güvenimiz tam, dikkat edilmesi gereken tek nokta, konsantrasyon.

Başarılar Galatasaray Medical Park!
Son Maç:
Olin Edirne 76 - Galatasaray 75

Sıradaki:
7 Mayıs 2011
15:00 / Abdi İpekçi SS
Galatasaray - Antalya Bşb
Son Maç:
Fenerbahçe 91 - Galatasaray 86

Sıradaki:

Son Maç:
Cadbury Kent Engelliler 49 - Galatasaray 80

Sıradaki:
15 Mayıs 2011
Ahmet Cömert SS
Galatasaray - Saran Anadolu
© 2011 Parkede Sarı Kırmızı. Kaynak belirterek ve yazıya link verilerek alıntı yapılabilir.